Meslek Seçim herkesin hayatında çeşitli zamanlarda gerçekleştirdiği en önemli kararlardandır. İşkur’un sayfasında dendiği gibi: ‘Mesleği Seçmek Hayat Biçiminizi Seçmektir’. Seçtiğiniz meslek hayat boyu mutlu olmanızda önemli etkenlerden olabilir ya da tam tersi huzursuzlukların başlangıcı ve sorumlularından olabilir.
Karar Verme Olarak Meslek Seçimi
Meslek seçimi bir karar verme süreci olduğuna göre karar vermeyi iyi anlamak gerekmektedir. Karar verme: bir dizi alternatif arasından her bir alternatifin getirdiği olumlu sonuçları (faydalar) ve olumsuz sonuçları (maliyet ya da zarar) karşılaştırmak suretiyle bir alternatifi bilinçli olarak tercih etmektir.
Ülkemizde bu karar vermenin maalesef pek bilinçli yapılmadığı gün gibi aşikar.
Meslek Seçimi Bir Kez Verilen Karar Değildir
Her insan ömrü boyunca sayısız defalar yeni meslekler seçebilir ve bu çok olumlu bir özelliktir. Çağımız insanı bu yeteneğe sahip olmalıdır. Üniversitelerin program hedeflerinde açıkça yer alan bu özelliğe göre mezunlar başka meslekleri kolaylıkla öğrenebilmeli ve onlara geçiş yapabilmelidir. Aslında Üniversitenin ana fonksiyonlarının başında bu formasyonu kazandırmak gelmektedir.
Meslek Seçimi Süreçleri
Meslek seçimi, pekçok şeye bağlı bir karar sürecidir. Bunlar
1. Sizin ilgi alanlarınız ve yetenekleriniz,
2. Seçilen mesleğe bağlı değerler ve bilgiler, ve
3. En önemlisi sizin kişiliğiniz.
Kişiliğe Uygun Olarak Meslek Seçimi İçin Testler
Meslek seçiminde bir kariyer geliştirme rehberi, meslek seçimi uzmanıyla konuşmanın yararı olabilir. Bir kariyer planlama rehberi ya da uzmanının görevi değişik araçları ve testleri kullanarak sizin ilgi alanlarınızı, yeteneklerinizi ve kişiliğinizi anlamnıza yardımcı olmaktan ibarettir. Bu testleri çeşitli şekillerde kendiniz de yapabilirsiniz. Kendi kendini değerlendirme (self-assessment) testleri sayesinde kişiliğinizi anlayabilirsiniz. Kişiliği anlamak meslek seçiminde çok önemlidir. Zira bir meslekte mutlu olabilmenin anahtarı o meslekte mutlu olmaktır. Bunun içinde mesleği seçerken kişiliğinize uygun bir seçim yapmış olmalısınız.
Zaman içinde bu tür testlerin uzaktan eğitim yöntemiyle gerçekleştirilmesi için çeşitli faaliyetlerini düzenleneceğini umuyorum.
Meslek Seçimi İçin Yardımcılar
Genelde okullarda rehberlik uzmanları ya da ilgili kişiler bunu gerçekleştirebilirler. Diğer bir yol ise bölgenizdeki üniversite ve yüksek okulları kariyer planlama, meslek seçimiyle ilgili birimlerine ya da diğer kurumlara (örneğin mesleki eğitim merkezleri, Sanayi ve Ticaret Odaları ilgili birimleri, Halk Eğitim Merkezleri vs vs) danışmaktır. Meslek rehberinde meslek seçimi ve kariyer planlamayla ilgili en gelişmiş testlerin ve araçların düzenlenmesi için katkılar sağlayabilmeyi umuyorum.
Meslek Seçimi İçin Meslekler Hakkında Bilgi edinme
Meslek seçiminden önce kendi kendinizi ölçmeye yarayan testler uygulandıktan sonra karşınızda ilgi alanlarınız, yetenekleriniz, ve kişiliğinize uygun meslekleri bulacaksınız. Bu meslekler hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olduktan sonra seçiminizi yapınız. Bu konuda meslek rehberinde meslek tanımlarında yeterli bilgi birikeceğine inanıyorum.
Meslek Seçiminde Toplumun (Aile ve Çevre) Etkisi
Ülkemizde maalesef meslek seçimi moda halinde yapılıyor. Bir zamanlar Bilgisayar Mühendisliği revaçtaydı. Sonra Endüstri Mühendisliği revaçta oldu. Akabinde İşletme geldi. Sonra Elektronik, Mekatronik, Biyomedikal ve belki sıra da Nanoteknolojide. Tüm bu seçimlerde tuhaf olan nokta: meslek seçimleri konusunda gençlerimizin yetenek ve kişiliklerinden önce aile ve toplumsal baskının etkisinin belirleyici olması.
Öğrenciliğimde, sosyal bilimlere son derece yatkın başarılı bir arkadaşım vardı. Etrafındaki yönlendirme nedeniyle Elektronik Mühendisliğini seçmiş ve üniversitede ilk yıl ona zindan olmuştu. Tekrar sınava girerek Hukuk Fakültesini kazandı ve şimdi başarılı bir savcı.
Meslek Seçimi Testinden Sonra Meslekleri Tanıma
Kişilik değerlendirme testlerinden sonra elinizde uzun bir liste oluşabilir. Elbette tüm bu mesleklerin hepsini seçme şansınız yok. Bu noktada ilk yapmanız gereken bu mesleklere ait iyi bir araştırma yapmak. Bu noktada Meslek Rehberi‘nde yüzlerce mesleğin tanımı yapılarak yardımcı olunmaya çalışılmakta olduğunu görüyorum. Tüm meslek tanımları yorumlara açıktır. Bu konuda yapıcı yorumlarla herkes mesleklerin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunabilir.
Siteye eklenecek mesleki forumlarla meslekler hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olunabilir.
Neyse, seçeceğiniz meslekleri tanırken ve onlar hakkında bilgiler toplarken meslek tanımı, o mesleğe sahip olduğunuzda iş bulup bulamayacağınız, iş bulduğunuzda ne kadar kazanabileceğiniz, bu meslek eğitiminin nerelerde verildiği, daha sonra kariyerde ne tür yükselmelerin mümkün olabildiği gibi konuları iyice araştırmalısınız.
Mesleği Yürütürken Yeni Mesleklerin Seçimi
Çağımızda bir mesleği seçtikten sonra iş bitmemekte.. Başka mesleklere geçiş yapabilmek ve mesleği gerçekleştirirken pekçok mesleğe ait bilgi edinmek ve yeni meslekler seçmek zorundasınız. Örneğin, iyi bir makine mühendisi olabilmek için sadece makine mühendisliğine özgü mesleki bilgilerle yetinemezsiniz. Aynı zamanda mesleğinizi iyi uygulayabilmek için iyi bir bilgisayar programcısı olmalısınız ve kariyer yapabilmek için bir yabancı dili iyi bilmelisiniz. Ya da başarılı olmak için endüstri mühendisliği konularından örneğin üretim planlamaya vakıf olmalısınız.
O yüzden ilk meslek seçiminde tüm bunları düşünüp ilgili alanlar ve meslekler hakkında da şimdiden bilgi sahibi olmalısınız.
Meslek Seçiminde Son Karar
Meslekler listesini iyice azalttıktan sonra seçtiğiniz birkaç meslek hakkında ayrıntılı araştırma yapmaya ihtiyaç bulunmakta. Bu mesleği yürüten tanıdıklarınız varsa onlarla yüzyüze konuşabilirsiniz. Onların kişilikleriyle kendi kişiliklerinizi karşılaştırmaya çalışın ve onların mesleklerinde mutlu olup olmadıklarını anlamaya özen gösterin. Eğer konuşacak kimseniz yoksa bulunduğunuz ildeki üniversitede bu bölüm varsa gidin ve oradaki yetkililerle, hocalarla tanışın mutlaka yararları olacaktır. Ayrıca her üniversitede öğrenci temsilcilikleri (student society) bulunmaktadır. Seçeceğiniz meslek alanını hali hazırda seçmiş öğrenciler çok önemli bilgi kaynağıdırlar.
Bu konuda yeniliklere açık olun ve özgün düşünün. Yıllar önce Anadoludan bir genç, internetten bölümümüze oradan da benim eposta adresime ulaşarak bana direk yazarak bölüm ve program hakkında ayrıntılı bilgi istemişti. Birkaç yazışma içinde yararlı bilgilere ulaşabildiğini sanıyorum.
Meslek Seçiminde Tavsiyeler
Başkasının sizin için seçtiği mesleği seçmeyin. İlgi alanlarınızı, yeteneklerinizi keşfedin ve seveceğiniz mutlu olabileceğiniz bir mesleğe karar verin.
Alıntıdır.
Mesleklerin önemi,meslekler,önemi,meslek seçimi,meslek seçimi nasıl olmalı,meslek testi,kişilik,yeni meslekler,hangi meslekler,iyi,meslek,meslekler
önemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
önemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Mayıs 2010 Salı
23 Mayıs 2010 Pazar
Mesleklerin Dünü ve Bugünü
Dünün meslekleriyle bugünün meslekleri arasında farklılıklar gözlenir. Birçok meslek dalı yok olmuşken yeni meslek türkleride bununla beraber türer.
İnternette edebiyatdersi.com da bulduğum mesleklerle ilgili güzel bir yazı var aşağı kısımda.Meslekleri özellikle geçmişteki meslekleri ağırlıklı ele alıyor.
Basmacı
Basma en yaygın kullanılan kumaştı; dar gelirli, hatta orta halli ailelerin kadın ve kızları basma giyerlerdi. Ayrıca amele, ırgat, yanaşma ve uşak boyundan erkeklerin mintanları da basmadandı. Seyyar basmacılar yelken bezinden büyükçe bir bohça, elde demir arşın sokak sokak dolaşırlardı. Basma satan bohçacı kadınlar günümüze kadar ulaştı.
Celep
Kentlere koyun ve sığır getirip satan esnafa celep denirdi. Celeplik büyük sermaye işiydi. Sürüler çobanlar tarafından uzak mesafelerden kente yaya getirilir; sürü yolda kısmen telef olurdu. İstanbul’un et ihtiyacı önceleri Balkanlardan, sonraları Erzurum yaylasından karşılanmıştı. Sürüler İstanbul’a büyük ölçüde Trabzon üzerinden sevk edilirdi.
Nalbur
Dünün hırdavatçıları nalburlardı. Çivi, kilit, menteşe vb. inşaat işlerinde kullanılan temel girdilerin satışı, pazar ekonomisinin gelişimiyle daha da önem kazandı. Nalburlar, kent ve kasaba ekonomilerinin ayrılmaz parçasıydı. Çoğu nalbur eşyası yurtdışından gelirdi.
Nalbant
Taşıma ve ulaşım sektöründe kullanılan hayvanların nallanması, hayvan tırnakları altına demir parçası yani nal ya da nalça çakılması, nalbantlığı yaygın bir hale getirmişti. Günümüzde otomobil lastiği ne ise nal da dünün Osmanlısında aynı işlevi görüyordu. Nalbantlar genellikle ulaşım güzergahlarında yer edinirdi.
Mestçi
Kundura ya da pabucun içine giyilen yumuşak ayakkabıya mest denirdi. Değişik türleri vardı. Devenin ayak derisinden yapılanına deve mesti, yandan kopçalısına serhatlı mest denirdi. İç mekanların temiz tutulması, mest giymeyi gerektiriyordu. Mestçi esnafı ayak ölçüsüne göre çalışırdı.
Sayacı
Saya, ayakkabının yumuşak olan üst bölümü yani yüzüydü. Eskiden halk dilinde, evlerin giriş kısmında ayakkabıların çıkarıldığı veya konduğu ufak bölüme de saya denirdi. Zamanla ayakkabı anlamında kullanılmaya başlandı. Sayacı, dünün ayakkabıcısıydı. Yaygın bir zanaattı. Geniş bir müşteri kitlesine hitap ederdi.
Rençber
Rençber, ilk evrelerde çiftçi anlamına geliyordu. Ancak kentleşmeyle birlikte bugün ırgat diye nitelenebilecek birçok işi üstlendi. Tarla, bahçe, yapı vb. yerlerde kazma, taş ve toprak taşıma gibi işleri yapan gündelikçi, amele ve ırgat, o günlerin rençberleriydi.
Sepetçi
Plastikten önce su geçirmez kaplar topraktan ya da bakırdan yapılır, diğerleri saz, kamış ya da ince dallardan örülürdü. Genellikle sapı olan, yiyecek ve eşya taşımak için kullanılan bu tür kapları sepetçi örerdi. Sepet hamalı, genellikle pazar yapanların sebze-mevyesini sırtındaki sepetle eve taşırdı. Sepet kimi zaman bavul yerine de kullanılırdı.
Urgancı
Keten, kenevir, pamuk gibi dokuma maddelerinden yapılan ince halatlara urgan denirdi. Gerek ev ekonomisinde gerekse zanaatta urgan yaygın olarak kullanılırdı. Urgancı örme işini bizzat yapar ve malını tüketiciye ulaştırırdı. Genellikle sabit dükkanları bulunurdu. Seyyar urgancı nadir görülürdü.
Bacacı
İstanbul’da yangınların büyük çoğunluğu, temizlenmesi ihmal edilmiş bacalardaki kurumların tutuşmasıyla çıkıyordu. Özellikle ahşap binaların yoğun olduğu kent dokularında, baca temizliği büyük önem taşıyordu. Kış öncesi bacacılara büyük iş düşüyordu. Fırın bacalarının da her ay temizlenmesi öngörülmüştü.
Bileyci
Bıçak ve emsali şeyleri çarka tutup bileyen esnaf genellikle seyyardı. Demirden yapılmış ev aletleri görece değerli eşyalardı. İstanbul’daki bileyci esnafının büyük çoğunluğu, Karadenizli bekar uşağı ya da Buharalı idi. Bileycinin mahalleye gelişi kısa sürede duyulur, ev sekenesi, her türlü kesici ya da yarıcı aleti sık aralıklarla bileyletirdi.
Erikçi
Osmanlı çoğu kez kendi bağ, bahçe ve bostanındaki meyveyi tüketiyordu. Ancak kentleşme kimi meyvelerin pazara çıkmasına neden oldu. Meyve genellikle mahallelerde haftanın belirli günlerinde kurulan pazarlarda müşteri bulurdu. Sokak satıcıları özellikle turfanda meyve satarlardı. Seyyar erikçinin pazarladığı turfanda erik, yazın yaklaştığını müjdelerdi.
Sarımsakçı
Osmanlı mutfak kültüründe sarımsağın ayrı bir yeri vardı. Keskin kokusuna rağmen besin değerinin yüksek oluşu ve kimi kokuları bastırması nedeniyle birçok yemek sarımsaklanmadan yenmezdi. Seyyar satıcıların bu konuda ihtisaslaşmaları, talebin yüksekliğini kanıtlıyordu.
Limonatacı
Limonata, dünün gazozu ya da “kola”sıydı. Özellikle yaz aylarının sıcak günlerinde limonatacıya büyük rağbet olurdu. Seyyar limonatacılar genellikle kente mevsimlik göçen Anadolu insanlarıydı. Üç-beş kuruşu bir araya getirir, hasat mevsiminde köyüne dönerdi. Limonata evlerde ikram kültürünün de bir parçasıydı.
Hallaç
Hallaç bugünkü döşemecilerin bir anlamda dününü simgeliyordu. Osmanlı hanesinde kullanılan yatak, yorgan, döşek gibi ev eşyasında dolgu malzemesi olarak pamuk ya da yün kullanılırdı. Zamanla sertleşen bu dolguyu hallaç, kiriş ve tokmağıyla kabartırdı. Hallaçların hemen hepsi Karadeniz yalısı uşaklarıydı.
Bezzaz
Bugünkü manifaturacıların karşılığı olarak, bez ve kumaş satan esnafa bezzaz, çarşılarına Bezzazistan denirdi. Halk ağzında zamanla “bedestan” ya da “bedesten”e dönüşmüştü. Kıymetli kumaş satanlara “üstüfeci”, “dibacı”, “kadifeci”, “atlasçı” denirdi. Bez ticareti, 19. yüzyılda büyük ölçüde İngiliz üreticilerin eline geçti.
Zerzevatçı
Zerzevat sebze anlamına geliyordu. Zerzevatçı ise bugünün maydanoz, dereotu, salata, hıyar, turp ve marul gibi sebzelerde uzmanlaşmış manavıydı. Kent dokularının bir parçası olan bostanlar, Osmanlı insanının sebze ihtiyacını karşılardı. Zamanla halden, civar ve semt bahçe ya da bostanlarından, pazar yerlerinden tedarik edilir oldu.
Çömlekçi
Topraktan yapılmış çanak, çömlek, testi, sürahi, bardak, kase, küp ve saksı gibi eşyalar satan esnafa çömlekçi denirdi. Orta ve üst gelir grupları, kalaylanmış bakır kap kullanırdı. Eskiden Bayezid Meydanı’nda bir sıra çömlekçi dükkanı vardı. Toprak kapların yerini zamanla bakır ve benzeri maden kaplar aldı. Ama çömlek özellikle kırsal yörelerde günümüzde de hâlâ kullanılıyor.
Değirmenci
Değirmenci aslında un öğüten esnafa denirdi. Görece büyük girişimci sayılırdı. Kahve değirmeni, günlük hayatın ayrılmaz bir parçasıydı. Keyif maddesi olarak kahve, çaydan çok daha önce Osmanlı’nın yaşamına girmişti. Kahve değirmeni satan esnaf da değirmenci addolunuyordu.
Kolancı
Hayvanın semerini ya da eyerini bağlamak için kullanılan örme ya da kayış bağa kolan deniyordu. Osmanlı taşımacılıkta büyük ölçüde hayvan kullanıyordu ve kolancılık ulaşım sektörünün “yan sanayi”lerinden biriydi. Özellikle yol güzergahlarında dükkan açarlardı.
Fesçi
Fes, II. Mahmud devrinde resmi serpuş olarak kabul edilmiş, Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar Osmanlı erkeğinin kimliğini oluşturmuştu. Her ne kadar Feshane’de yerli fes üretilmişse de çoğu Avusturya’dan ithal ediliyordu. Osmanlı’nın son döneminde Avusturya mallarına karşı yapılan fes boykotu ünlüdür.
Kavuncu
Kavun ve karpuz, mevye olarak tüketildiği gibi, Osmanlı’nın tatlı ve su ihtiyacını da gideriyordu. Çevre bostanlarda yetiştirilen kavunlar, seyyar satıcılar aracılığıyla tüketiciye ulaştırılıyordu. Sepet içinde mahalle aralarında dolaşan kavuncu, genellikle Anadolu’dan mevsimlik göç etmiş insanlardandı.
İncirci
Dünün insanı şeker ihtiyacını büyük ölçüde meyveyle gideriyordu. Ülkede yaygın olan meyvelerden biri de incirdi. Hemen her Osmanlı’nın bahçesinde bir incir ağacı vardı. Yaş yenir, kurutulur, her mevsim tüketilirdi. Yaş inciri, seyyar incirci satardı. Kurutuldukdan sonra şekerci dükkanına düşerdi.
Leblebici
Dünün kuruyemişlerinin başında leblebi gelirdi. Nohutu, dış kabuğunu çıkardıktan sonra fırında kavurup seyyar satan kişiye leblebici denirdi. Bir tür ihtisaslaşmış kuruyemişçiydi. İçinde leblebi olan şeker, leblebi şekeri de revaç bulan bir eğlencelikti.
Pilavcı
Günümüz lokantasında tüketilen birçok besin maddesi, dün seyyar satıcılarca da pazarlanırdı. Çarşı-pazar yerlerinde, meydanlarda hâlâ gözlenen ve düşük gelir grubuna yönelik seyyar pilavcı, lokantaların ya da aş evlerinin yaygınlaşmadığı bir dönemde evinden uzak, sokaktaki insanın öğle yemeği ihtiyacını gideriyordu. Pilavcılar genellikle Karamanlı olurdu.
Salepçi
Salepçi dünün seyyar muhallebicisiydi. Ancak muhallebi pazarlayan seyyar satıcılar da vardı. Salep yumru köklü bir otun dövülmesiyle elde edilen beyaz tozun, şekerli süt ya da su ile kaynatılmasından elde edilirdi. Özellikle kış aylarında bozacılar ve salepçiler müşterinin ayağına hizmet götüren seyyar satıcılardı.
Kozacı
İpekli kumaş üst gelir gruplarınca tüketilirdi. Osmanlı ipeklisi yurtdışında da büyük beğeni kazanmıştı. İpekli üretiminin ham maddesi ipek böceği kozası, dokuma sektörünün temel girdilerinden biriydi. Bursa ve çevresinde yaygındı. Kozacı, koza ticaretiyle uğraşırdı. Koza üreticisiyle ipek imalathaneleri arasındaki ticareti yürütürdü.
Üzümcü
Bağ, bahçe, bostan eski kentlerin dokularının bir parçasıydı. Üzüm, incir gibi geniş tüketim alanı olan meyvelerdendi. Ayrıca şıra yapılır, kurutulur ve gayrı müslimlerce şarap yapımında kullanılırdı. Seyyar üzümcü, günlük taze üzüm pazarlardı.
Şerbetçi
Meşrubat sektörünün gözdesi şerbetti. Meyve özü, su ve şeker karışımı bu içecek ya da şurup, yaz aylarında kent insanının serinlemesine vesile olurdu. Ayrıca misafirlere şerbet ikram etmek de adettendi. Şerbetçi dükkanları olduğu gibi, seyyar şerbetçiler de müşteriye hizmet götürürlerdi. Özellikle seyyar demirhindiciler, İstanbul’a İzmir’den gelirlerdi.
Darıcı
Darı tohumları, buğday gibi besin maddesi olarak kullanılırdı. Bazı bölgelerde mısıra da darı adı verilirdi. Cin darısı, ateşte patlatılan ufak taneli mısırdı. Buğday ve buğday unundan yapılmış ekmek tüketmeye kesesi yetmeyen fakir insanlar, darı tüketirdi. Ayrıca hayvan yemi olarak kullanılırdı.
Çıracı
Osmanlı uzun yıllar enerji kaynağı olarak odun kullanmıştı. Kömür ancak 19. yüzyılda gündeme gelmişti. Odun, çam gibi reçineli ağaçların yağı ve çabuk yanmaya elverişli kesimleri kullanılarak ateşlenirdi. Genellikle Ürgüplü olan çıracı, tartıyla aldığı çırayı kalem kalem desteler, deste hesabıyla satardı. Özellikle kış aylarında sokakta sık görülen bir esnaftı.
Deveci
Demiryolu öncesi kara ulaşımında en yaygın kullanılan hayvan deveydi. Ayrıca sarayın hassa develeri vardı. Sefer-i hümâyunlarda padişahın ağırlığını taşır, sürre* alaylarında kullanılırdı. Deveciler genellikle konar-göçer yörüklerdi. Başlarına kırmızı sivri külah giyerlerdi.
Sucu
Eski zamanlarda hemen her evin bir kuyusu vardı. Ancak içecek su uzaktan getirilirdi. Sucu ya da saka, şehir ya da kasabada su taşımacılığıyla uğraşırdı. Pınar ya da çeşmeden aldığı suyu hanelere sevk ederdi. Limonatacı ve şerbetçi gibi, özellikle yaz aylarında sokakta bardakla su satan seyyar satıcılara da sucu denirdi.
Lehimci
Plastik öncesinde yaygın kullanılan maden kaplar, ev ekonomilerinde toprak kapların yerini aldı. Lehimci ya da tenekeci, küçük ev aletlerini tamir eden gezici esnaftı. Teneke maşrapa kulpunu, kademhane ibriği emziğini, gusülhane çinkosunu lehimlerlerdi. Lehimci genellikle demircinin yan sanayiini oluşturuyordu.
Ciğerci
Batılı seyyahların en gözde seyyar satıcısı, omuzda sırıkla dolaşan ciğerci ve paçacıydı. Mahalleye ciğercinin geldiği, evin kedisinden belli olurdu. Sokakta et satışı ender olmasına karşın, ciğer ve paça en çok rağbet gören sakatatlardı. Tavası, yahnisi yapılırdı. Sabit ciğercide yürek, böbrek gibi diğer sakatat türleri de pazarlanırdı.
Sepet Hamalı
Motorlu araçlar öncesi kent içi yükleme, boşaltma ve taşıma işleri hamal esnafının gediğiydi. Mevsimlik olarak İstanbul gibi büyük kentlere gelen hamalların güçlü loncaları vardı. Meslek çoğu kez babadan oğula geçerdi. Pazarlarda sebze-mevye taşıyanlarına küfeci denirdi. Her iş kolunun ayrı bir hamal kolu olurdu. Bunların en ünlüleri, iç ve dış bedesten hamallarıydı.
Sırık
Hamalı Fıçı gibi hacimli, yekpare ve ağır yük, sırık hamallarınca taşınırdı. Bunlar genellikle dört kişi olur, dişbudak ağacından yapılmış uzun sırıkları omuzlarına alarak, iki önde, iki arkada yükü paylaşırlardı. Taşıma büyük bir uyum gerektirirdi. Aksi takdirde yük diğer hamallara kayar ve kazalara neden olurdu. Beyoğlu’nda tahtırevanları taşıyanlara da hamal denirdi.
Demirci
Fabrika üretimi öncesi pek çok eşya ve alet, insan eliyle demirden yapılırdı. Demirci, demiri dükkanında döğer, biçim verirdi. Yorucu, ağır bir meslekti. Daima ateş karşısında, kömür ve demir tozlarına bulanarak çalışılırdı. Örs üzerinde demirin ağır balyozla dövülmesi pazı kuvveti, beden takatı ve sağlam vücut gerektirirdi.
Adını Bilip Kendisini İyi Bilmedikleriniz
Fotoğrafçı
19. yüzyılın ortalarında fotoğraf Osmanlı’ya ulaştı. Resmetmenin dinen cevaz verilmediği bir toplumda fotoğraf görselliği simgeledi; zihniyet değişikliğine neden oldu. Ama yine de Osmanlı’nın son dönemine kadar fotoğrafta kaçgöç hakim oldu. Ayak fotoğrafçıları, dakikalıkçılar ve şipşakçılar vesikalıkta uzmanlaşmışlardı.
Berber
1876’ya kadar, çarşı-pazarları, selâtin cami avlularını ve zaman zaman mahalle aralarını dört dönen berberlerin ayaklarının çıplak ve kollarının sıvalı olması gerekirdi. Bu şekilde müşteri, berberin ellerinin ve ayaklarının temiz olduğunu görebilirdi. Berberler ayrıca diş çekerler, sünnetçilik ve hacamatçılık yaparlardı.
Tüccar
19. yüzyılda Osmanlı ekonomisinin dışa açılması, ticaret hacminin önemli ölçüde artmasına neden oldu. Tüccar, doğmakta olan orta katmanların belkemiğiydi. Özellikle liman kentleri, tüccar kesiminin yoğunlaştığı mekanlardı. Zamanla esnaf olmaktan çıktı; Dersaadet Ticaret Odası bünyesinde toplandı.
Oduncu
Osmanlı’nın temel enerji kaynağı odundu. Isınmak ve ocakta yakmak için kullanılırdı. Odun, civar ormanlardan katır ya da eşek sırtında getirilirdi. Genellikle yaz aylarında mahzene odun istif edilir, kışa tedarikli girilirdi. Çoğu oduncu orman köylerinde yaşar, kasabaya ya da şehire malını pazarlamak için inerdi.
Portakalcı
Dünün İstanbul’unda portakal nadirattandı. Ancak üst gelir grubu portakal tüketebilirdi. Portakalın Yafa gibi uzak yörelerden gelişi, tek tek satılacak kadar değerlenmesine neden oluyordu. Zamanla Anadolu’da da yetiştirilmeye başladı ve ucuzladı. Demiryolu ulaşımı başlayana kadar portakal değerli meyveler arasında yer aldı.
Yumurtacı
Dar gelirli Osmanlı’nın temel protein kaynağı yumurtaydı. Çoğu insan yumurtasını arka bahçesinde beslediği kümes hayvanlarından temin ederdi. Dünün mutfağında yumurta başköşedeydi. Yumurta seyyar satıcıların da el attığı sektörlerden biriydi. Zamanla buzhane yumurtaları, köy yumurtasıymış gibi pazarlanmaya başlandı.
Simitçi
Günümüzde hamburgerin yerine göz diken simit, dünün “fast food”uydu. Seyyar simitçi simidini ya bir çubuğa geçirir, ya orta büyüklükte bir sepete doldurur, ya da tabla üzerinde pazarlardı. Üstü susamlanmış halka biçimindeki bu çörek, kent kültürünün bir parçasıydı. Evden ırak çalışan insanın karın doyurmak için başvurduğu temel besin maddesiydi. Eskiden Safranboluluların mesleği olarak bilinirdi.
Balıkçı
Balık, kıyı kenti insanının temel besin maddelerinden biriydi. Boğazın yukarı yerleşim yerleri, balıkçı köyleriydi. Balıkhanede yapılan mezaddan satın alarak dükkanda yahut tahta kefelere doldurup askı ile omuzda sokak sokak dolaşıp satan ve günlük rızkını çıkaran seyyar satıcıya “tablakâr” denirdi.
Sütçü
Süt, Osmanlı mutfağının olmazsa olmazıydı. Hemen her evde süt kaynar; yoğurt, tereyağı ve peynir yapılırdı. Pastorize şişe sütünün olmadığı bir evrede ağılı ya da damı olan ve küçük ya da büyükbaş hayvan besleyen sütçü, aynı zamanda kapı kapı dolaşarak hayvanından elde ettiği sütü pazarlardı.
Nakliyeci
Nakliyeci taşıma sektörünü temsil ediyordu. Ulaşımda elverdiği ölçüde su yolu tercih edilirdi. Ancak ülkenin içerlek yöreleri ya da kent içi, kara taşımacılığını gerektiriyordu. Arabacı esnafı, kent ekonomilerinin en güçlü loncasını oluşturuyordu. Arabacı, mavnacı ve salapuryacı esnafı, İstanbul’da kent ulaşımının belkemiği durumundaydı.
Kebapçı
Lokanta Osmanlı’ya ancak 19. yüzyılın ortalarında girdi. O dönemde otellere “yataklı lokanta” denirdi. Kebapçı, kentin ya da kasabanın işler yerlerinde dükkân önüne masa sandalye atarak müşteri celbetti. Kebap yöresel özellikleriyle Osmanlı mutfağının ana mönülerinden biri oldu.
Şekerci
Bayramlık akide şekerinin yanı sıra, şekerden ibikli horozlar, şekere bulanmış elmalar, kuru incir ve ceviz, çocukların gözde şeker türleriydi. Seyyar şekerciler bayram günleri seyir yerlerinde gezerlerdi. Diğer günler mahalle aralarında dolaşırladı. Sabit şekerci dükkanlarında Safranbolulu, Geredeli, Dadaylı çıraklar çalışırdı.
Süpürgeci
Ev ekonomisinde temizlik aracı süpürgeydi. Günümüze oranla dünün sokaklarının toz toprağı boldu; yağışta çamur deryasına dönerdi. Süpürge çer-çöpü görüntüden kaldırsa da, dünün evi günlük temizlik yapmayı gerektiriyordu. Hemen her gün yerler nemlendirilir, ev süpürülür, etrafın tozu alınırdı.
Dondurmacı
Seyyar dondurmacılar, Uludağ gibi uzak yörelerden getirilen kar ya da buz içinde döndürülerek buz haline getirilen limonata, şerbet ve şekerli sütü yaz aylarında pazarlarlardı. Hıdrellez günü mutlaka dondurmacılar meydana çıkarlardı. Limonlu, vişneli, kayısılı, çilekli ve kaymaklı türleri revaç bulurdu.
meslek,nedir,ne yapar,kimdir,hakkında bilgi,mesleği,mesleklerin dünü ve bugünü,özellikleri,meslekler ve özellikleri,mesleklerin tanıtımı,önemi,görevi
İnternette edebiyatdersi.com da bulduğum mesleklerle ilgili güzel bir yazı var aşağı kısımda.Meslekleri özellikle geçmişteki meslekleri ağırlıklı ele alıyor.
Basmacı
Basma en yaygın kullanılan kumaştı; dar gelirli, hatta orta halli ailelerin kadın ve kızları basma giyerlerdi. Ayrıca amele, ırgat, yanaşma ve uşak boyundan erkeklerin mintanları da basmadandı. Seyyar basmacılar yelken bezinden büyükçe bir bohça, elde demir arşın sokak sokak dolaşırlardı. Basma satan bohçacı kadınlar günümüze kadar ulaştı.
Celep
Kentlere koyun ve sığır getirip satan esnafa celep denirdi. Celeplik büyük sermaye işiydi. Sürüler çobanlar tarafından uzak mesafelerden kente yaya getirilir; sürü yolda kısmen telef olurdu. İstanbul’un et ihtiyacı önceleri Balkanlardan, sonraları Erzurum yaylasından karşılanmıştı. Sürüler İstanbul’a büyük ölçüde Trabzon üzerinden sevk edilirdi.
Nalbur
Dünün hırdavatçıları nalburlardı. Çivi, kilit, menteşe vb. inşaat işlerinde kullanılan temel girdilerin satışı, pazar ekonomisinin gelişimiyle daha da önem kazandı. Nalburlar, kent ve kasaba ekonomilerinin ayrılmaz parçasıydı. Çoğu nalbur eşyası yurtdışından gelirdi.
Nalbant
Taşıma ve ulaşım sektöründe kullanılan hayvanların nallanması, hayvan tırnakları altına demir parçası yani nal ya da nalça çakılması, nalbantlığı yaygın bir hale getirmişti. Günümüzde otomobil lastiği ne ise nal da dünün Osmanlısında aynı işlevi görüyordu. Nalbantlar genellikle ulaşım güzergahlarında yer edinirdi.
Mestçi
Kundura ya da pabucun içine giyilen yumuşak ayakkabıya mest denirdi. Değişik türleri vardı. Devenin ayak derisinden yapılanına deve mesti, yandan kopçalısına serhatlı mest denirdi. İç mekanların temiz tutulması, mest giymeyi gerektiriyordu. Mestçi esnafı ayak ölçüsüne göre çalışırdı.
Sayacı
Saya, ayakkabının yumuşak olan üst bölümü yani yüzüydü. Eskiden halk dilinde, evlerin giriş kısmında ayakkabıların çıkarıldığı veya konduğu ufak bölüme de saya denirdi. Zamanla ayakkabı anlamında kullanılmaya başlandı. Sayacı, dünün ayakkabıcısıydı. Yaygın bir zanaattı. Geniş bir müşteri kitlesine hitap ederdi.
Rençber
Rençber, ilk evrelerde çiftçi anlamına geliyordu. Ancak kentleşmeyle birlikte bugün ırgat diye nitelenebilecek birçok işi üstlendi. Tarla, bahçe, yapı vb. yerlerde kazma, taş ve toprak taşıma gibi işleri yapan gündelikçi, amele ve ırgat, o günlerin rençberleriydi.
Sepetçi
Plastikten önce su geçirmez kaplar topraktan ya da bakırdan yapılır, diğerleri saz, kamış ya da ince dallardan örülürdü. Genellikle sapı olan, yiyecek ve eşya taşımak için kullanılan bu tür kapları sepetçi örerdi. Sepet hamalı, genellikle pazar yapanların sebze-mevyesini sırtındaki sepetle eve taşırdı. Sepet kimi zaman bavul yerine de kullanılırdı.
Urgancı
Keten, kenevir, pamuk gibi dokuma maddelerinden yapılan ince halatlara urgan denirdi. Gerek ev ekonomisinde gerekse zanaatta urgan yaygın olarak kullanılırdı. Urgancı örme işini bizzat yapar ve malını tüketiciye ulaştırırdı. Genellikle sabit dükkanları bulunurdu. Seyyar urgancı nadir görülürdü.
Bacacı
İstanbul’da yangınların büyük çoğunluğu, temizlenmesi ihmal edilmiş bacalardaki kurumların tutuşmasıyla çıkıyordu. Özellikle ahşap binaların yoğun olduğu kent dokularında, baca temizliği büyük önem taşıyordu. Kış öncesi bacacılara büyük iş düşüyordu. Fırın bacalarının da her ay temizlenmesi öngörülmüştü.
Bileyci
Bıçak ve emsali şeyleri çarka tutup bileyen esnaf genellikle seyyardı. Demirden yapılmış ev aletleri görece değerli eşyalardı. İstanbul’daki bileyci esnafının büyük çoğunluğu, Karadenizli bekar uşağı ya da Buharalı idi. Bileycinin mahalleye gelişi kısa sürede duyulur, ev sekenesi, her türlü kesici ya da yarıcı aleti sık aralıklarla bileyletirdi.
Erikçi
Osmanlı çoğu kez kendi bağ, bahçe ve bostanındaki meyveyi tüketiyordu. Ancak kentleşme kimi meyvelerin pazara çıkmasına neden oldu. Meyve genellikle mahallelerde haftanın belirli günlerinde kurulan pazarlarda müşteri bulurdu. Sokak satıcıları özellikle turfanda meyve satarlardı. Seyyar erikçinin pazarladığı turfanda erik, yazın yaklaştığını müjdelerdi.
Sarımsakçı
Osmanlı mutfak kültüründe sarımsağın ayrı bir yeri vardı. Keskin kokusuna rağmen besin değerinin yüksek oluşu ve kimi kokuları bastırması nedeniyle birçok yemek sarımsaklanmadan yenmezdi. Seyyar satıcıların bu konuda ihtisaslaşmaları, talebin yüksekliğini kanıtlıyordu.
Limonatacı
Limonata, dünün gazozu ya da “kola”sıydı. Özellikle yaz aylarının sıcak günlerinde limonatacıya büyük rağbet olurdu. Seyyar limonatacılar genellikle kente mevsimlik göçen Anadolu insanlarıydı. Üç-beş kuruşu bir araya getirir, hasat mevsiminde köyüne dönerdi. Limonata evlerde ikram kültürünün de bir parçasıydı.
Hallaç
Hallaç bugünkü döşemecilerin bir anlamda dününü simgeliyordu. Osmanlı hanesinde kullanılan yatak, yorgan, döşek gibi ev eşyasında dolgu malzemesi olarak pamuk ya da yün kullanılırdı. Zamanla sertleşen bu dolguyu hallaç, kiriş ve tokmağıyla kabartırdı. Hallaçların hemen hepsi Karadeniz yalısı uşaklarıydı.
Bezzaz
Bugünkü manifaturacıların karşılığı olarak, bez ve kumaş satan esnafa bezzaz, çarşılarına Bezzazistan denirdi. Halk ağzında zamanla “bedestan” ya da “bedesten”e dönüşmüştü. Kıymetli kumaş satanlara “üstüfeci”, “dibacı”, “kadifeci”, “atlasçı” denirdi. Bez ticareti, 19. yüzyılda büyük ölçüde İngiliz üreticilerin eline geçti.
Zerzevatçı
Zerzevat sebze anlamına geliyordu. Zerzevatçı ise bugünün maydanoz, dereotu, salata, hıyar, turp ve marul gibi sebzelerde uzmanlaşmış manavıydı. Kent dokularının bir parçası olan bostanlar, Osmanlı insanının sebze ihtiyacını karşılardı. Zamanla halden, civar ve semt bahçe ya da bostanlarından, pazar yerlerinden tedarik edilir oldu.
Çömlekçi
Topraktan yapılmış çanak, çömlek, testi, sürahi, bardak, kase, küp ve saksı gibi eşyalar satan esnafa çömlekçi denirdi. Orta ve üst gelir grupları, kalaylanmış bakır kap kullanırdı. Eskiden Bayezid Meydanı’nda bir sıra çömlekçi dükkanı vardı. Toprak kapların yerini zamanla bakır ve benzeri maden kaplar aldı. Ama çömlek özellikle kırsal yörelerde günümüzde de hâlâ kullanılıyor.
Değirmenci
Değirmenci aslında un öğüten esnafa denirdi. Görece büyük girişimci sayılırdı. Kahve değirmeni, günlük hayatın ayrılmaz bir parçasıydı. Keyif maddesi olarak kahve, çaydan çok daha önce Osmanlı’nın yaşamına girmişti. Kahve değirmeni satan esnaf da değirmenci addolunuyordu.
Kolancı
Hayvanın semerini ya da eyerini bağlamak için kullanılan örme ya da kayış bağa kolan deniyordu. Osmanlı taşımacılıkta büyük ölçüde hayvan kullanıyordu ve kolancılık ulaşım sektörünün “yan sanayi”lerinden biriydi. Özellikle yol güzergahlarında dükkan açarlardı.
Fesçi
Fes, II. Mahmud devrinde resmi serpuş olarak kabul edilmiş, Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar Osmanlı erkeğinin kimliğini oluşturmuştu. Her ne kadar Feshane’de yerli fes üretilmişse de çoğu Avusturya’dan ithal ediliyordu. Osmanlı’nın son döneminde Avusturya mallarına karşı yapılan fes boykotu ünlüdür.
Kavuncu
Kavun ve karpuz, mevye olarak tüketildiği gibi, Osmanlı’nın tatlı ve su ihtiyacını da gideriyordu. Çevre bostanlarda yetiştirilen kavunlar, seyyar satıcılar aracılığıyla tüketiciye ulaştırılıyordu. Sepet içinde mahalle aralarında dolaşan kavuncu, genellikle Anadolu’dan mevsimlik göç etmiş insanlardandı.
İncirci
Dünün insanı şeker ihtiyacını büyük ölçüde meyveyle gideriyordu. Ülkede yaygın olan meyvelerden biri de incirdi. Hemen her Osmanlı’nın bahçesinde bir incir ağacı vardı. Yaş yenir, kurutulur, her mevsim tüketilirdi. Yaş inciri, seyyar incirci satardı. Kurutuldukdan sonra şekerci dükkanına düşerdi.
Leblebici
Dünün kuruyemişlerinin başında leblebi gelirdi. Nohutu, dış kabuğunu çıkardıktan sonra fırında kavurup seyyar satan kişiye leblebici denirdi. Bir tür ihtisaslaşmış kuruyemişçiydi. İçinde leblebi olan şeker, leblebi şekeri de revaç bulan bir eğlencelikti.
Pilavcı
Günümüz lokantasında tüketilen birçok besin maddesi, dün seyyar satıcılarca da pazarlanırdı. Çarşı-pazar yerlerinde, meydanlarda hâlâ gözlenen ve düşük gelir grubuna yönelik seyyar pilavcı, lokantaların ya da aş evlerinin yaygınlaşmadığı bir dönemde evinden uzak, sokaktaki insanın öğle yemeği ihtiyacını gideriyordu. Pilavcılar genellikle Karamanlı olurdu.
Salepçi
Salepçi dünün seyyar muhallebicisiydi. Ancak muhallebi pazarlayan seyyar satıcılar da vardı. Salep yumru köklü bir otun dövülmesiyle elde edilen beyaz tozun, şekerli süt ya da su ile kaynatılmasından elde edilirdi. Özellikle kış aylarında bozacılar ve salepçiler müşterinin ayağına hizmet götüren seyyar satıcılardı.
Kozacı
İpekli kumaş üst gelir gruplarınca tüketilirdi. Osmanlı ipeklisi yurtdışında da büyük beğeni kazanmıştı. İpekli üretiminin ham maddesi ipek böceği kozası, dokuma sektörünün temel girdilerinden biriydi. Bursa ve çevresinde yaygındı. Kozacı, koza ticaretiyle uğraşırdı. Koza üreticisiyle ipek imalathaneleri arasındaki ticareti yürütürdü.
Üzümcü
Bağ, bahçe, bostan eski kentlerin dokularının bir parçasıydı. Üzüm, incir gibi geniş tüketim alanı olan meyvelerdendi. Ayrıca şıra yapılır, kurutulur ve gayrı müslimlerce şarap yapımında kullanılırdı. Seyyar üzümcü, günlük taze üzüm pazarlardı.
Şerbetçi
Meşrubat sektörünün gözdesi şerbetti. Meyve özü, su ve şeker karışımı bu içecek ya da şurup, yaz aylarında kent insanının serinlemesine vesile olurdu. Ayrıca misafirlere şerbet ikram etmek de adettendi. Şerbetçi dükkanları olduğu gibi, seyyar şerbetçiler de müşteriye hizmet götürürlerdi. Özellikle seyyar demirhindiciler, İstanbul’a İzmir’den gelirlerdi.
Darıcı
Darı tohumları, buğday gibi besin maddesi olarak kullanılırdı. Bazı bölgelerde mısıra da darı adı verilirdi. Cin darısı, ateşte patlatılan ufak taneli mısırdı. Buğday ve buğday unundan yapılmış ekmek tüketmeye kesesi yetmeyen fakir insanlar, darı tüketirdi. Ayrıca hayvan yemi olarak kullanılırdı.
Çıracı
Osmanlı uzun yıllar enerji kaynağı olarak odun kullanmıştı. Kömür ancak 19. yüzyılda gündeme gelmişti. Odun, çam gibi reçineli ağaçların yağı ve çabuk yanmaya elverişli kesimleri kullanılarak ateşlenirdi. Genellikle Ürgüplü olan çıracı, tartıyla aldığı çırayı kalem kalem desteler, deste hesabıyla satardı. Özellikle kış aylarında sokakta sık görülen bir esnaftı.
Deveci
Demiryolu öncesi kara ulaşımında en yaygın kullanılan hayvan deveydi. Ayrıca sarayın hassa develeri vardı. Sefer-i hümâyunlarda padişahın ağırlığını taşır, sürre* alaylarında kullanılırdı. Deveciler genellikle konar-göçer yörüklerdi. Başlarına kırmızı sivri külah giyerlerdi.
Sucu
Eski zamanlarda hemen her evin bir kuyusu vardı. Ancak içecek su uzaktan getirilirdi. Sucu ya da saka, şehir ya da kasabada su taşımacılığıyla uğraşırdı. Pınar ya da çeşmeden aldığı suyu hanelere sevk ederdi. Limonatacı ve şerbetçi gibi, özellikle yaz aylarında sokakta bardakla su satan seyyar satıcılara da sucu denirdi.
Lehimci
Plastik öncesinde yaygın kullanılan maden kaplar, ev ekonomilerinde toprak kapların yerini aldı. Lehimci ya da tenekeci, küçük ev aletlerini tamir eden gezici esnaftı. Teneke maşrapa kulpunu, kademhane ibriği emziğini, gusülhane çinkosunu lehimlerlerdi. Lehimci genellikle demircinin yan sanayiini oluşturuyordu.
Ciğerci
Batılı seyyahların en gözde seyyar satıcısı, omuzda sırıkla dolaşan ciğerci ve paçacıydı. Mahalleye ciğercinin geldiği, evin kedisinden belli olurdu. Sokakta et satışı ender olmasına karşın, ciğer ve paça en çok rağbet gören sakatatlardı. Tavası, yahnisi yapılırdı. Sabit ciğercide yürek, böbrek gibi diğer sakatat türleri de pazarlanırdı.
Sepet Hamalı
Motorlu araçlar öncesi kent içi yükleme, boşaltma ve taşıma işleri hamal esnafının gediğiydi. Mevsimlik olarak İstanbul gibi büyük kentlere gelen hamalların güçlü loncaları vardı. Meslek çoğu kez babadan oğula geçerdi. Pazarlarda sebze-mevye taşıyanlarına küfeci denirdi. Her iş kolunun ayrı bir hamal kolu olurdu. Bunların en ünlüleri, iç ve dış bedesten hamallarıydı.
Sırık
Hamalı Fıçı gibi hacimli, yekpare ve ağır yük, sırık hamallarınca taşınırdı. Bunlar genellikle dört kişi olur, dişbudak ağacından yapılmış uzun sırıkları omuzlarına alarak, iki önde, iki arkada yükü paylaşırlardı. Taşıma büyük bir uyum gerektirirdi. Aksi takdirde yük diğer hamallara kayar ve kazalara neden olurdu. Beyoğlu’nda tahtırevanları taşıyanlara da hamal denirdi.
Demirci
Fabrika üretimi öncesi pek çok eşya ve alet, insan eliyle demirden yapılırdı. Demirci, demiri dükkanında döğer, biçim verirdi. Yorucu, ağır bir meslekti. Daima ateş karşısında, kömür ve demir tozlarına bulanarak çalışılırdı. Örs üzerinde demirin ağır balyozla dövülmesi pazı kuvveti, beden takatı ve sağlam vücut gerektirirdi.
Adını Bilip Kendisini İyi Bilmedikleriniz
Fotoğrafçı
19. yüzyılın ortalarında fotoğraf Osmanlı’ya ulaştı. Resmetmenin dinen cevaz verilmediği bir toplumda fotoğraf görselliği simgeledi; zihniyet değişikliğine neden oldu. Ama yine de Osmanlı’nın son dönemine kadar fotoğrafta kaçgöç hakim oldu. Ayak fotoğrafçıları, dakikalıkçılar ve şipşakçılar vesikalıkta uzmanlaşmışlardı.
Berber
1876’ya kadar, çarşı-pazarları, selâtin cami avlularını ve zaman zaman mahalle aralarını dört dönen berberlerin ayaklarının çıplak ve kollarının sıvalı olması gerekirdi. Bu şekilde müşteri, berberin ellerinin ve ayaklarının temiz olduğunu görebilirdi. Berberler ayrıca diş çekerler, sünnetçilik ve hacamatçılık yaparlardı.
Tüccar
19. yüzyılda Osmanlı ekonomisinin dışa açılması, ticaret hacminin önemli ölçüde artmasına neden oldu. Tüccar, doğmakta olan orta katmanların belkemiğiydi. Özellikle liman kentleri, tüccar kesiminin yoğunlaştığı mekanlardı. Zamanla esnaf olmaktan çıktı; Dersaadet Ticaret Odası bünyesinde toplandı.
Oduncu
Osmanlı’nın temel enerji kaynağı odundu. Isınmak ve ocakta yakmak için kullanılırdı. Odun, civar ormanlardan katır ya da eşek sırtında getirilirdi. Genellikle yaz aylarında mahzene odun istif edilir, kışa tedarikli girilirdi. Çoğu oduncu orman köylerinde yaşar, kasabaya ya da şehire malını pazarlamak için inerdi.
Portakalcı
Dünün İstanbul’unda portakal nadirattandı. Ancak üst gelir grubu portakal tüketebilirdi. Portakalın Yafa gibi uzak yörelerden gelişi, tek tek satılacak kadar değerlenmesine neden oluyordu. Zamanla Anadolu’da da yetiştirilmeye başladı ve ucuzladı. Demiryolu ulaşımı başlayana kadar portakal değerli meyveler arasında yer aldı.
Yumurtacı
Dar gelirli Osmanlı’nın temel protein kaynağı yumurtaydı. Çoğu insan yumurtasını arka bahçesinde beslediği kümes hayvanlarından temin ederdi. Dünün mutfağında yumurta başköşedeydi. Yumurta seyyar satıcıların da el attığı sektörlerden biriydi. Zamanla buzhane yumurtaları, köy yumurtasıymış gibi pazarlanmaya başlandı.
Simitçi
Günümüzde hamburgerin yerine göz diken simit, dünün “fast food”uydu. Seyyar simitçi simidini ya bir çubuğa geçirir, ya orta büyüklükte bir sepete doldurur, ya da tabla üzerinde pazarlardı. Üstü susamlanmış halka biçimindeki bu çörek, kent kültürünün bir parçasıydı. Evden ırak çalışan insanın karın doyurmak için başvurduğu temel besin maddesiydi. Eskiden Safranboluluların mesleği olarak bilinirdi.
Balıkçı
Balık, kıyı kenti insanının temel besin maddelerinden biriydi. Boğazın yukarı yerleşim yerleri, balıkçı köyleriydi. Balıkhanede yapılan mezaddan satın alarak dükkanda yahut tahta kefelere doldurup askı ile omuzda sokak sokak dolaşıp satan ve günlük rızkını çıkaran seyyar satıcıya “tablakâr” denirdi.
Sütçü
Süt, Osmanlı mutfağının olmazsa olmazıydı. Hemen her evde süt kaynar; yoğurt, tereyağı ve peynir yapılırdı. Pastorize şişe sütünün olmadığı bir evrede ağılı ya da damı olan ve küçük ya da büyükbaş hayvan besleyen sütçü, aynı zamanda kapı kapı dolaşarak hayvanından elde ettiği sütü pazarlardı.
Nakliyeci
Nakliyeci taşıma sektörünü temsil ediyordu. Ulaşımda elverdiği ölçüde su yolu tercih edilirdi. Ancak ülkenin içerlek yöreleri ya da kent içi, kara taşımacılığını gerektiriyordu. Arabacı esnafı, kent ekonomilerinin en güçlü loncasını oluşturuyordu. Arabacı, mavnacı ve salapuryacı esnafı, İstanbul’da kent ulaşımının belkemiği durumundaydı.
Kebapçı
Lokanta Osmanlı’ya ancak 19. yüzyılın ortalarında girdi. O dönemde otellere “yataklı lokanta” denirdi. Kebapçı, kentin ya da kasabanın işler yerlerinde dükkân önüne masa sandalye atarak müşteri celbetti. Kebap yöresel özellikleriyle Osmanlı mutfağının ana mönülerinden biri oldu.
Şekerci
Bayramlık akide şekerinin yanı sıra, şekerden ibikli horozlar, şekere bulanmış elmalar, kuru incir ve ceviz, çocukların gözde şeker türleriydi. Seyyar şekerciler bayram günleri seyir yerlerinde gezerlerdi. Diğer günler mahalle aralarında dolaşırladı. Sabit şekerci dükkanlarında Safranbolulu, Geredeli, Dadaylı çıraklar çalışırdı.
Süpürgeci
Ev ekonomisinde temizlik aracı süpürgeydi. Günümüze oranla dünün sokaklarının toz toprağı boldu; yağışta çamur deryasına dönerdi. Süpürge çer-çöpü görüntüden kaldırsa da, dünün evi günlük temizlik yapmayı gerektiriyordu. Hemen her gün yerler nemlendirilir, ev süpürülür, etrafın tozu alınırdı.
Dondurmacı
Seyyar dondurmacılar, Uludağ gibi uzak yörelerden getirilen kar ya da buz içinde döndürülerek buz haline getirilen limonata, şerbet ve şekerli sütü yaz aylarında pazarlarlardı. Hıdrellez günü mutlaka dondurmacılar meydana çıkarlardı. Limonlu, vişneli, kayısılı, çilekli ve kaymaklı türleri revaç bulurdu.
meslek,nedir,ne yapar,kimdir,hakkında bilgi,mesleği,mesleklerin dünü ve bugünü,özellikleri,meslekler ve özellikleri,mesleklerin tanıtımı,önemi,görevi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)